Änglagård – Viljans Öga
Sanat!
İskandinav bölgesinin gerek hava muhalefeti gerekse de yılın belli
zamanında dünyanın geri kalanından karanlık olması orada yaşayan
insanların belli bir kısmının donuk, sessiz ve belki de daha duygusal
olmasıyla iştigaldir. İnsan orada ister istemez kendi içine gömülür be!
İsveç, Polonya gibi müzik tarihi güçlü bir ülkedir. Orada yaşayan
ailelerin çocukları mutlaka genç yaşlardan itibaren bir müzik eğitimi
alır ve sonra sürecin içerisine dâhil olur. Biz misal rock müziğe
İsveç’in dâhil olduğu yılları 60’lı yılların sonundan başlatıyorsak izin
verin de bu ülkeyi ciddi ciddi ele alalım. İngiltere Progresif Rock
müziğin doğduğu topraklar olarak bilinir. Aynı yıllarda Almanya, İtalya,
İspanya ve İskandinavya’da bu müzik türüne dâhil olmuş bir sürü
topluluk yaratmışlar. Bir İngiltere’den King Crimson’ı Almanya’dan
Tangerine Dream, Can gibi topluluklardan bahsediyorsak İsveç’ten de
mutlaka Kaipa, Kebnekaise, Älgarnas Trädgård gibi toplulukları da
saymalıyız.

İskandinavya’nın kendi arasında bölündüğü durumlar var. Mesela
Finlandiyalı bir topluluk daha caz öğelerine ağırlık verirken, Norveçli
bir grup çok daha uçuk çok daha deneysel müzik sergileyebiliyor. İsveç
bu durumda daha geleneksel konumda duruyor ve The Flower Kings,
Kebnekaise, Kaipa, Sinkadus, Bo Hansson gibi gruplar dışında daha son
dönem dediğimiz son 15-20 yıl içerisinde de en başta Änglagård,
Anekdoten ikilisi olmak üzere Landberk, Liquid Scarlet, Moon Safari,
Book of Hours, Trettioåriga Kriget, Ragnarök gibi yer altı toplulukları
da çok önemli işlerle karşımıza çıkmıştır. Bu gruplar içinde belki de en
önemlisi sadece kendi ülkesi içerisinde değil İngiliz, Amerikan ve
dolayısıyla diğer bütün dünya ülkelerinin progresif rock grupları da
dâhil hepsini etkileyen bir topluluk olan Änglagård’tır.
Änglagård’ın 1992 yılında ortaya çıkardığı “Hybris”, en başta
Opeth’in den Pain of Salvation’ına oradan Riverside, Wobbler, The Flower
Kings, Porcupine Tree ve bazı Post Rock grupları da dâhil ilk elden
etkilenilen bir albüm olmuştur. Bugün Wobbler’in “Hinterland” albümüne,
Opeth’in “Heritage”, Glass Hammer’ın “Cor Cordium”, The Flower Kings’in
“Adam & Eve” ve “Space Revolver” albümlerine bakın Änglagård
müziğinin izlerini görürsünüz. Änglagård, İsveç progressive müziğinin
tepe noktasıdır. Belki popüler bir grup değildir ama yer altından bütün
toplulukları etkiler. Bir grubun popüler olmaması da hiçbir şeyi
etkileyemeyeceği anlamına da gelmez. Her şey “Hybris” albümünün ilk
şarkısı “Jordrök” ile başlar.
ÄNGLAGÅRD MÜZİĞİ
Bazı dinleyiciler der ki bir albüme “Jordrök” kadar kompleks ve
sofistike başlayabilen bir grup daha yoktur. Änglagård’ın büyüsü de
burada yatıyor, dinleyicisini ilk elden şaşırtmak sonra müziğin
içerisine yavaş yavaş dâhil etmek ve en sonunda da onu uçurmak. Evet,
dinlerken uçarsınız o mellotronları, piyano, saksafon, flüt
kombinasyonunu dinlerken kendinizden geçer o dâhiyane kompozisyonları
fark edince bir daha bir daha dinlemek istersiniz. King Crimson'ın o dinamik müziğinden esintiler taşıyan Änglagård diğer
gruplara göre daha elit bir yerde duruyor. Bir yandan klasik müziğin
bütün nimetlerinden faydalanırken senfonik, İskandinav halk müziğinden
flütle faydalanırken de progresif folk olur müzikleri. Synth melodileri,
hammond organ’ın neredeyse bütün bestelere sinmesi, dolayısıyla
albümdeki bas yürüyüşleri, karakteristik yapılar, sözsüz olağanüstü
pasajlarla sizi kendinizden geçirmeye muktedir bir yapı sergiler. İlk
dinlemelerde bir şey anlamayabilirsiniz, müziğin gidişatını fark
edersiniz ama nereye gittiğini asla bilemezsiniz ve bunu düşündüğünüzden
iki dakika sonra tek bir notayla öyle bir yere bağlarlar ki işte oradan
sonra anlarsınız onları ve bunlar gerçekten de sanat yapıyor dersiniz.
1994 yılından beri albüm yapmıyorlardı, ta ki bu seneye kadar. Bundan
birkaç ay önce “Viljans Öga” adlı albümleri çıktı ve tam 18 yıl sonra
İsveç’ten sevenlerini selamladı. “Viljans Öga” bugün bu sene içerisinde
progresif rock adına çıkmış en iyi albümlerden birisi sayıldı.

Albüm 10 dakikanın üzerinde 4 tane enstrümantal eserden oluşur. İlk eser
“Ur Vilande”nin ilk giriş pasajından sonra akustik gitarların girişiyle
artık bir masal diyarına girmiş olursunuz. Dramatik yapıyı çok iyi
verirler ve siz bir Tolstoy ya da Dostoyevski okur gibi ciddiyetle
dinlersiniz onları. İskandinav geleneksel gruplarında karakteristik olan
bir şey daha mevcuttur. Beste normal seyrinde devam ederken sinyal
verir gibi bir klavye soundu ile devamlılık yaratılır ve aniden
yükseklere çıkar ve sonra birden alçalmaya geçersiniz. Bu Änglagård’ta
da Anekdoten’de de White Willow’da da Wobbler’de de değişmez bir
kuraldır.
Yine flüt melodileri ile başlayan “Sorgmantel”de oldukça yoğun bir
sinematografik yapı görürüz. Basların ve diğer enstrümanların birlikte
hareket edişi ile müzik yaratılır. Aynen “Jordrök” gibi karmaşık bir
başlangıca sahip olan “Snårdom” her şeyi ile kusursuz bir yapıt.
Psychedelic tonları da kullanmaya başlayan grup bu beste de özellikle
bunu çok iyi başarmış. Flütün de geri kalmayışı hatta Jethro Tull’daki
gibi masalsı devam edişi takdire şayan. Bu bestede tek bir melodi
karakter olmuş ve sonlara kadar da aynı mükemmellikte devam etmekte.
“Längtans Klocka”daki melodilerin ince işlenişine çok dikkat
etmelisiniz. Özellikle gitarın ve flütün birlikte konuşur gibi sohbet
eder gibi hareket etmesini de mutlaka dinlemelisiniz.
Bu çalışmayla “Hybris”in biraz daha geliştirilmiş şeklini sunan
Änglagård, 2010’lu yıllarda 1970’li yılların müziklerini sergilemeye and
içmiş, analog kayıtlarla kafasını bozmuş İsveç’in havasından suyundan
ve karanlığından nasibini almış müzisyenlerden kurulan inanılmaz bir
topluluktur.